5 ÇAYI RİTÜELİM

5 çayı deyince akla hemen İngilizlerin akşamüstü saat 5’te düzenledikleri 5 çayı partileri gelir.  Ancak benim ailemden gelen bir alışkanlık olarak yıllardır 5 çayı keyfi yaparız.  Kendi ritüelimden bahsetmeden önce, tarih seven biri olarak bu ritüelin İngilizlerde nasıl başladığını anlatmak istiyorum.

“5 çayı geleneği İngiltere Kraliçesi Victoria döneminde başlamıştır. 1800’lü yıllarda İngiltere’de kahvaltı ve akşam yemeği olmak üzere iki öğün yenilirdi. Zamanla akşam yemeği önem kazanarak daha geç saatlerde ve daha ağır bir öğün olarak yenmeye başladı. Bir rivayete göre 7. Bedford düşesi Anna, kahvaltı ile akşam yemekleri arasındaki saatlerin uzaması ile birlikte diyabeti olduğundan ötürü ikindi saatlerinde iyice bitkin düşüyor, zaman zaman bayılıyormuş. İşte bu yüzden saat 5 civarında odasına bir bardak çay ve atıştırmalık yiyecekler söylüyormuş. Bu alışkanlığından gittikçe daha fazla zevk almaya başlayan Anna, zamanla arkadaşlarını da odasına çağırarak bu etkinliği bir davete dönüştürmeye başlamış. Bu davetler Kral Edward’ın da hoşuna gitmiş olacak ki bir süre sonra o da çay partileri düzenlemeye başlamış. Sarayda doğan bu davetler önce tüm İngiltere’ye, ardından da tüm dünyaya yayılmıştır.”

Benim 5 çayı ritüelim ise günün rutin koşturmacasına biraz mola vermek için tek başıma gidip oturduğum  mekanlara taşımamla başladı. Öyle ki gittiğim birçok mekanda, tarif ettiğim tarzda yeşil elma, kurabiye ve limonla çay sunumları yapılmaya başlandı.  Birçok mekanın çay saatine özel uygulamalara geçmelerini sağladığımı düşünüyorum.  Ayrıca cafe de tek başıma keyiflerimin iyi örnek olduğunu, bir çok hanımın tek başına gelip rahatça çay keyfi yaptıklarını görünce hissettim. Bitki çayı diyip geçmeyin  hem çok sağlıklı hemde dinlendirici. Kendinize ayırdığınız 1 saatlik mola hem ruhunuza hem bedeninize iyi gelir. Herkese tavsiye ediyorum. Bir AD sunumlu çay içmek istiyorsanız, yanında minik kurabiye , yeşil elma dilimi ve limon istemeyi unutmayın.

Keyifli anlarımı fotoğraflama fikri ise tabi ki bu keyifli molalarda AD Bileklik tasarımlarımı tanıtmak adına başladı. Hem bana özel hazırlanan çay sunumlarının sade şık görüntüsünün içinde ışıldayan bileklik tasarımlarımın daha şık daha zarif görsel bir şölene dönüştüğünü farkettim. Şimdi sizlerle kendi çektiğim 5 çayı ritüelim ve AD Bileklik fotoğraflarımı paylaşacağım. Beğendiğiniz kombin bileklikleri buradan mesaj  göndererek sipariş verebilirsiniz. Aşağıdaki galeriye beğendiğim görselleri eklemeye devam edeceğim.

Sevgiyle, keyifle takın AD ile ışığınız parlasın.. ♥

NOT:  Hiçbir mekan sponsorum değildir. Her yere kendim gider, hesabımı kendim öderim. Mekan tavsiyelerinizi bana yorum yada mesaj olarak yazabilirsiniz.

Sevenlere Sevgiler.. ♥

Ayşenur Demirkan

 

 

1 ANNA WİNTOUR, 2KADIN BAŞBAKAN, 2 FİRST LADY TARZLARI

Son dönemde stil ikonlarının değiştiğini düşünüyorum. Artık sadece şarkıcı, manken yada bir film yıldızının trendsetter olduğunu söyleyemeyiz. Ülkelerin siyasi gündemi o kadar hızla değişiyor ki ister istemez kadın liderleri yada lider eşlerinin stilleri ön plana çıkıyor. Yaptıkları kadar tarzları da her zaman konuşuluyor.

Bugün moda eleştirmeni koltuğuna kendimi koyuyorum.. Buyrunuz yorumlara..

Anna Wintour: 

Sevgili moda duayenimiz ikonların ikonu Anna Wintour; “Şeytan Prada Giyer” filminin ilham kaynağı, Vogue dergisinin bin yıllık tanrıçası. Belkide bu yüzden kimse ona toz konduramadı, kimse eleştiremedi. Yıllardır değişmeyen sıkıcı saç modeli boşanma sebebi sayılabilecek düzeyde ancak bunun nedenini “ikon” olmanın kendine özgü bir tarzı değiştirmemek kuralına sadık kalmasına bağlıyorum. Giyim tarzına gelince modaya yön veren ilahi modacıların koleksiyonlarını değiştirmelerine bile etken olan birinin daha iyi giyiniyor olmasını beklerdim. Klasiklerden uzaklaşmayan kesimleri tercih etmesi yine ruhsuz duruşunu yansıtıyor. Boynunda sürekli anlamsız bir kolye takması ve tek sevdiğim özelliği hiç çıkarmadığı güneş gözlükleri en belirgin detayları bana göre.. Kraliçe 2. Elizabeth tarafından Britanya imparatorluk nişanının verilmesinin asıl sebebinin VOGUE da yıllardır süregelen başarısı olduğunu düşünüyorum.

 

Sırada dünya gündemini işgal eden ülkelerin sansasyonel sayılabilecek kadın lider ve lider eşleri var. Bence hepsi magazinel bir değer taşıyor. Anna Wintour onların tarzlarını nasıl buluyor merak ediyorum doğrusu..

    Melania Trump: O bir first lady!! “Benim burda ne işim var” tavrıyla Mr. Trump’ın saçmalıklarından bunaldığı her halinden belli oluyor. Trump”lar; bana “Dallas” dizisinin reality show hali gibi geliyor. Melania’nın manken,show girl olarak geldiği Amerika’da First Lady olması ise gerçekten takdir-e şayan. Eminim kendi ülkesindeki kadınlarca idol olmuştur. Tarzına gelince, bir türlü sponsor  tasarımcı bulamamış olsa da kendine has bir tarzı yakalama çabası olduğunu söyleyebiliriz. Geçmişteki başkan eşlerini mi, yoksa yenileri mi taklit etse bir türlü karar veremediği kesin. Son dönemde ise genelde Dolce-Gabbana elbiseleriyle dikkat çekiyor. En son Ford Theatre Gala’da giydiği şampanya rengi Monique Lhuillier elbisesiyle gündeme oturmayı başardı. Bu arada öğrendim ki Melania, tüm jet sosyeteye koca yoluyla sonradan giren hanımlar gibi mücevher tasarımı yapıyormuş. İlahi Melania pembe dizilerin ihtiraslı kadını, yüzündeki sahte gülümsemenin eksik olmaması dileğiyle diyorum 🙂

 

 

 

Brigitte Macron: O da bir first lady ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un lise öğretmeni. Hem de 24 yaş farka rağmen yıllara meydan okuyup onunla evlenip first lady koltuğuna oturdu. Adamın isminin Emmanuel olmasından acaip biri olduğu belli oluyor tabi ama biz Brigitte hanımın tarzıyla ilgileniyoruz. Resmi törende giydiği mavi elbiseyi ödünç aldığı söyleniyor. Benim ilk izlenimim tam bir devlet memuru, öğretmen olduğu seçiminden belli. Tasarımcılardan, imaj makerlardan uzak hayatına, 60 yaşından sonra gelen ikinci baharı onu bekleyen bol estetikli, botokslu günler ve bir ülkenin first lady si olmanın haklı gururuyla onu başbaşa bırakıyoruz. Tarz hiçbirşey, başbakan olan Genç Eş herşey 😉

 

 

 

 

 

Angela Merkel: Almanya’nın yıllardır değişmeyen kadın Başbakanı ünvanını taşıyor. Bir kadının siyasi başarısı kendi ülkesi adına olsa da önemli.Giyim tarzına gelince yazık ki vasatın altında! Merkel; daha çok evde kalmış bir okul müdüresi yada yeni dul bir banka yada bir fabrika müdüresi gibi giyiniyor. Emekli sandığı olmuş ama çalışmak zorunda kalmış gibi ve tipik bir alman surat ifadesi var. Değişmeyen bir şeyde sanırım ceket tarzı; fazla kiloları nedeniyle potlukları olan ve rastgele giyinmiş havası veren bir tavrı var. İyi görünmek umrunda değil gibi sanki.. İşler yürüsün, para gelsin, tahsilatçı müdüremize tarzında bir değişikliğe gitmesini öneriyor ve hayatta başarılar diliyoruz! 😐

 

 

 

 

Theresa May:  İngilizlerin modadaki ketum duruşunu yıkan kadın bir başkanın modayı giyimine yansıtıyor olması umut vaad edici olarak değerlendiriyorum. Sade ciddi dopyesleri şık bir ayakkabıyla yada boynuna mutlaka taktığı sade şık bir kolyeyle tamamlaması bir zevki olduğunun göstergesi. Her lider, o ülkenin bir tür yansımasıdır. Kendi tarzıyla ingilizlerin kraliyet dışında yalın çizgisini modern detaylarla bütünleşmesini izliyoruz. Umarım tarzını korumayı başarır. Walk fashion baby Theresa walk 🙂

 

 

 

YAZAN : AYŞENUR DEMİRKAN