NİŞANTAŞINDA GEZERKEN

Nişantaşı; İstanbul’a geldiğim ilk günden bu yana en sevdiğim, en modern semtlerden biri… Gerek sokakları, kafeleri, restorantları, dünya markalarını görebileceğiniz mağazaları, en önemlisi gerçek yerlisi olan insanları, yerleşmiş bir kültürü yansıtıyor. Son yıllarda İstanbul arap ülkelerinden aldığı göçler nedeniyle, daha oryantalist bir resim verse de Nişantaşının eski silüetine yeniden kavuşacağına inanıyorum.

Her semtin farklı bir aurası, havası, dokusu var. Nişantaşının her sokağı da böyle bir dokuya sahip. Abdi İpekçi caddesinin gözdesi Nişantaşı Brasserie bana göre Paris’in Cafe de Paris’i gibi şık ve elit bir mekan. Gerek menüsüyle, gerek servisiyle, gerekse ilgi alakalarıyla beni her zaman çok güzel ağırlıyorlar. Geçen gün gittiğim de aldığım “Siz gerçek bir İstanbul hanım efendisisiniz” iltifatı ise beni çok etkiledi. Gerçek İstanbul hanımefendileri nasıldılar acaba? İşte bu eski zaman fotoğrafı bana eski dönem kadınlarının bir kafeye, restaurant’a giderken, İstanbul sokaklarında gezerken ne kadar bakımlı, zarif ve şık giyindiklerini hatırlattı. Giyimleri, saçları, takıları, ayakkabılarıyla gerçek bir İstanbul hanımefendisini yansıtıyorlar.

Bu silüet yıllar içerisinde moda akımlarıyla birlikte evrildi. Ancak son dönemde gözlemlediğim kadarıyla gençlerimizin, kadınlarımızın giyim tarzlarında, genel görünümlerinde bir dağınıklık, boş vermişlik, özensizlik var. Günlük giyimde salaş bir tarz rahat olsa da şık bir mekana, rastgele toplanmış bir saç, salaş bir kıyafet ve düz terliklerle gelinmesi ne yazık ki o semtin silüetinin tamamen bozulmasına sebep oluyor. Biz araplara benzemeyelim onlar bizden ilham almalılar diye düşünüyorum. Bulunduğumuz yerin ruhunu yansıtacak tarzı hissederek giyinmeliyiz. Hem kendimize hem çevremize olan saygımızı yansıtmalıyız.

Belki de bu yüzden içimdeki o eski zaman kadınlarının ruhuyla Nişantaşına ne zaman gelsem daha özenerek giyinme duygusunu hissediyorum. Benim her zaman ki  tarzım bu olsa da ökçelerimin sesleriyle yürüdüğüm bu güzel sokaklarda, beni ayak parmaklarıma kadar süzen gözlere, güneş gözlüklerimin ardından sevgiyle gülümsüyorum..

PRADA DAN BİLDİRİYORUM..

Nişantaşında tıngır mıngır gezerken ilk adımda Prada ya girdim yeni ne var ne yok haberimiz olsun diye..

Sizi Prada’nın teknolojiyi sonuna kadar kullandığı tasarımlarıyla tanıştırayım.

Çanta deyip geçmeyin ve bir büyüteçle tekrar inceleyin. İşte bu çantaların derisi, gerçek dana derisi üzerine uygulanan teknolojik bir uygulama sayesinde dış yüzeyinin çarpma, vurma, çizilme, ıslanma gibi dış etkilere karşı dayanıklı hale getirmişler. Yıllarca hiç bir şeyden etkilenmiyor. Bu baskıdaki deriden mini, cüzdandan, cep telefonu ve lap top kılıfına, şık çantalardan, mini aksesuarlara, renk renk harika tasarımlar yapmışlar. Hayran kaldım. Bir farklı özellikte tak çıkar aksesuarlar; istediğiniz rozetleri seçip üzerine takabiliyorsunuz. Aynı fikirle tasarlanan harfli, figürlü bilekliklere de bayıldım. Bu ayakkabıya daha dikkatli bakın derim. Çünkü dışardan bakıldığında sıradan bir örmeden yapılmış gibi duran dokumasının robotlar tarafından üretildiğini öğrenince sizde benim gibi hayranlıkla bakacaksınız.

GUCCİ DEN BİR HABERİM VAR…

Nişantaşın da ikinci durağım Gucci oldu.. Nişantaşı mağazası, daha büyük bir mağaza açılacağı için kapanıyormuş. O yüzden sadece indirime giren parçalar kalmış durumda…

Malesef çoğunluğu büyük bedenler kalmasına rağmen aralarından kendimce birkaç model denedim. Tabi ki bol geldi ama ben denerken bir arap bayanın gelip benim üzerimdeki su yeşili elbiseyi beğenmesi ve direkt almak istemesi de enteresan bir anım olarak kaldı..

Alışveriş turlarım da birçok keyifli olayla karşılaşabiliyorum. Alışverişe giderken, bir kafe de çay içerken şık olmanızı tavsiye ediyorum.. Sadece instagram storyimde kalmasın diye bundan sonra yazılarımda sizlerle paylaşacağım. Umarım beğenirsiniz. Bir sonraki alışveriş turumda görüşmek üzere..

Güne sözüm:

“ŞIKLIK ÇABA İSTER.” AD

SEVGİLER…

AYŞENUR DEMİRKAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir