AD YAZIYOR…

ZAMANSIZ MODA İKONLARI

MODA İKONU KİMDİR?…

Moda ikonu ; giyimine, saçıyla, makyajıyla, konuşması, duruşuyla yaptığı uyguladığı her yenilik moda olan, kitleleri yıllarca peşinden sürükleyen, tarzlarıyla tarihe adlarını yazdıran ünlü kişilere denir.

Moda tarihine geçen ve bizlere ilham veren, zamansız moda ikonlarıyla zamanda yolculuk yapmaya başlıyoruz.

AUDREY HEPBURN

1950’lerin dünyaca ünlü Hollywood yıldızı 9 Hepburn; kendisiyle bütünleşen şık, elegant giyim tarzıyla oyunculuğu kadar tarzıyla da tarihe adını yazdırmıştır.

AUDREY HEPBURN

GRACE KELLY

Hollywood yıldızı olarak parladığı 50’li yıllarda Akademi ödülü alan ünlü oyuncu Grace Kelly’nin zarafet içindeki giyim tarzının oluşmasında kısa bir dönem nişanlı kaldığı ünlü tasarımcı Oleg Cassini’nin etkisi olduğu söylenmektedir.

GRACE KELLY

Daha sonra Monaco Prens Rainire ile evlenerek Hollywood yıldızlarından bir prenses’e dönüşen etkileyeci bir hayat hikayesi vardır. Zarafeti, sade şık tarzıyla ve özel yapım topuklu ayakkabıları onu zamansız moda ikonlarından biri yapmıştır. Hermes markası prenses adına “Hermes Kelly” isimli bir çanta tasarlamıştır. Zarif, asıl, sade şık prenses tarzıyla hâlâ günümüz kadınlarına ilham olmaya devam ediyor.

MARİLYN MONROE

Tarihe geçen en önemli moda ikonlarından biriside kesinlikle Marilyn Monroe’dur. Seksi kadın tanımının başlatan Marilyn Monroe sansasyonel hayatıyla olduğu kadar sarı saçları, kırmızı ruju, giydiği dekolteli elbiseleri ve döneminin şık ve seksi kadın imajını yaratmıştır.

MARİLYN MONROE

Hollywood’un lüks moda anlayışını kazandıran ve pahalı mücevherler, kürekleri, ipek elbiseleri, yüksek belli bikinisi gibi onunla bütünleşen pek çok parçayla yıllar geçsede hâlâ taklit edilen, hem tasarımcılara hem sanatçılara ilham veren bir moda ikonudur.

TWİGGY

60’lı yıllara damgasını vuran, uzun, yoğun takma kirpikleriyle dergi kapağı olduktan sonra yıldızı parlayan gerçek adı Lesley Hornby, 60’ların stilini belirleyen ünlü moda ikonu olmuştur.

TWIGGY

Çok zayıf olduğu için Twiggy lakabıyla anılan ve süper model tanımını ilk kez kullanan modellerden biri olarak tarihe geçerek, ‘ It Girl ’ yani bir dönemi stiliyle, duruşuyla etkileyen tek genç kadın olarak moda tarihine geçen cok az kadından birisi olmayı başarmıştır.

PRENSES DİANA

GALLER Prensesi Diana, hayatıyla olduğu kadar kendine özgü tarzıyla da insanları etkileyerek 1980’lerin ve 1990’ların moda trendlerini belirleyen bir moda ikonu olmuştur.

Prens Charles’la çalkantılı evliliğinin ilk yıllarında İngiliz kraliyet ailesinin yönlendirdiği tasarımcıların kıyafetlerini giysede ilerleyen yıllarda baş kaldırışının bir diğer göstergesiyle dünyaca ünlü moda markalarının kıyafetlerini giymeye başlamıştır. “İntikam elbisesi” adını verdiği straplez siyah elbisesi moda tarihine geçen en ironik parçalardan birisidir. Versace, Chanel, Ungaro gibi pek çok ünlü markayla işbirliği yapmıştır. 1990’larda ise artık modaya yön veren trendleri belirleyen bir moda ikonuydu. Saçı, makyajı, giydiği her kıyafet kadınlardan tarafından hayranlıkla takip edilmektedir. Günümüzde de hâlâ tüm moda severlerin ilham kaynağı olmaya devam ediyor ..

JANE BİRKİN

60’lı yılların “İt Girl” ü olarak anılan tarzıyla dönemin stil ikonu olan İngiliz model Jane Birkin; doğal güzelliği , sıradan ama kendine has sofistike tarzıyla moda ikonu olmayı başarmıştır.

Paris’li kız stilini modaya katan, mini ve transparan cesur elbisesiyle modaya öncülük etmiştir. Hermes markası “Hermes Birkin” adıyla onun için tasarladığı çantası, günümüzde de kadınların vazgeçilmez çanta tasarımlarından biri haline gelmiştir.

COCO CHANEL

Dünyaca ünlü moda markasının yaratıcısı Gabriel Chanel modaya yaptığı şapka tasarımlarıyla başlayan ve kadınların giyim tarzlarını değiştiren, moda sektörüne kattığı moda devrimleriyle tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.COCO CHANEL

Moda tarihine geçen en önemli moda devrimleri;

1. Kadınların pantolon giymesini sağlamıştır.

2. Küçük siyah elbise

3. Jarse kumaştan elbiseler tasarlamıştır.

4. Yakasız ceketler

5. Chanel etek ceket takımının yaratıcısıdır.

6. İnci kolyeler

7. El Çantası

YAZAN VE HAZIRLAYAN : AYŞENUR DEMİRKAN

2024 İLKBAHAR YAZ EN HİT MODA TRENDLERİ

Hoşgeldin Bahar;

Yepyeni bir ilkhabar/yaz sezonuna girerken, gardrobunuzu yenilemeden önce trendsetterların özenle çalışarak hazırladığı “El Emeği”‘ ni öne çıkardıkları, yaratıcı trendleri sizler için yorumladım.

Bu sezon; dünya moda markalarının uçuş uçuş elbiselerinin rüzgarına kapılırken bir taraftan güllerle donatılacağız.. Tam güllerin içinden koşarak romatizime kapılacakken, kendimizi sabah erkenden ofise giden iş kadını takımlarına, transparanlar giyerek bu ciddiyete biraz çekicilik katacağız..

Renkli, şaşırtıcı, dopdolu bir sezon bizi bekliyor…O halde trendler bize ne anlatıyor okumaya başlayalım…

BEYAZ DÜŞLER…

Bembeyaz bir rüyadan, bahardan yaza doğru uyanmaya hazırmısınız?.. İncecik işlenerek bezenmiş çiçeklerden, uçuşan tüllerle beyazlara bürüneceğimiz harika elbiseler bizi bekliyor… Beyazın en sevdiğim renk olmasından dolayı biraz torpille trendlerde ilk sırayı verdim.. Bu sezon gardrobunuzda beyazlara kocaman bir yer açın…

GÜLLERİN İÇİNDEN…

Romantizmin, aşkın, tutkunun, sevginin en güzel kokulu simgesi “Güller” Ah o güller, bu sezon dallarından koparak üzerimizde giyselere bürünüyor..

Valentino’nun kış koleksiyonunda, kendine has dikim özelliğiyle tasarladığı kumaştan gül detaylı elbisesi, aynı şekilde Armani’nin de ışıltılı “Gül” detaylı gece elbiseleri, modanın gül tutkunlarına armağanıydı.

Kadınları en sevdiği çiçekle kalbinden vuran dünya moda markalarının tasarımcıları, bu akımı ilkbahar yaz koleksiyonlarına da taşıyorlar. Bu sezonda yine birbirinden harika elbiselerle güllere bürüneceğiz..

TAM BİR İŞ KADINI…

Sabah erkenden işine gitmek için apartopar hazırlanırken, tarzından ödün vermeyen, başarılı iş kadını havasını sizlerde yakalayabilirsiniz. Şık, cesur, otoriter, feminen iş kadını görünümü için gerekli parçaların şifreleri bu trendimizde ortaya çıkıyor. Etek-ceket yada pantolon-ceket yada beyaz bir gömlekle yada trençkot havasında bir elbise ve tabiki olmazsa olmaz stilettolarla hem maskülen, hem kadınsı hemde detaylardaki mini kaçamak dekoltelerle çekici bir iş kadını tarzını yakalayabilirsiniz..

ULTRA MİNİ ŞORT

Bir sabah evden çıkarken sanki pantolonunu giymeyi unutmuşcasına bir okadar minilikte şortlar bu sezona, geçen sezondan transfer olan en cesur trendlerinden.. Özellikle bu minnacık şortları, üzerine uzun veya kısa ceketlerle, içine gömlek veya tişörtlerle kombinleyerek farklı tarzlar yaratabilirsiniz.. “Şıklık; cesaret ister..” AD

MİNİMALİST NUDE

Sade şıklığa minimalist bir yaklaşım, bu ilkhabar yazın kombin yapamayı sevenlere renk birlesenlerinde farklılık getiriyor. Pastel renkleri birbirine kombinlerken, aniden canlı bir ana renkle canlılık katarak farklı tarzlar yaratabilirsiniz. Fendi’nin örme elbiselerindeki renk kombinleri, Givenchy’nin ceket, elbise ve aksesuarlarda pastel tonları kullanarak kombin yaratması, Courréges’in pastel tonlardan oluşan gömlek elbisesi bize ilham olabilecek en güzel örnekler..

EL EMEĞİ GÖZ NURU

El emeğine saygı duruşu.. Geçmişten günümüze aktarılan emektarlığın, zanaatkarlığın hakettiği değeri vermek üzere ortaya konan bu sezonun en değerli trendi…

Valentino’nun yapraklarını tek tek elde dikerek oluşturduğu elbisesi, Andreas Kronthaler’ın Vivienne Westwood markası için tasarladığı el işi dantel elbisesi, Diesel’in lazer kesimli parçaların birleşiminden oluşan elbisesi zanaatkarlığın öne çıktığı tasarımlardan en başarılı örnekleri bize sunuyor.

 DİSCO AURA

80’lerin disco renkleri lameler, doreler her dönemin trendi olma yolunda ilerliyor… Işıl ışıl göz kamaştıran lameli, doreli kumaşlardan yapılmış, kimi zaman üzeri pullarla, payetlerle bezenmiş, abartılı işlemlerle süslü yada çekici bir dantelle kombinlenerek ayrı bir hava katılmış yada tamamen dorenin altın gibi parlayan eşsiz zenginliğinde bir elbiseyle bu sezonun gece veya gündüz, parlayan yıldızı siz olabilirsiniz…

TRANSPARAN

Yine cesaret isteyen ve yine önceki sezonlardan bize aktarılan bir başka trendimiz transparan görünüm, bu sezonun en iddialı trendi.. İster tamamen transparan astarsız bir elbiseyle yada üzerine ceketle yada bir şortla veya etekle giyerek detaylarda şeffaf etkisi yaratarak bu trendin bir parçası olabilirsiniz…

SAVRULAN SAÇAKLAR

1950’lerin kadınlarından, saçaklı kanto elbiselerini andıran püsküllerden ilham alan tasarımcılar, saçakların en güzel modernize edilmiş halini, tasarladıkları harika elbiselerle bize yansıtıyorlar…  Ferretti’nin kumaşı keserek elde ettiği saçaklar, Dior’un elbisenin bütününde yine kesimle oluşturduğu saçaklar ve Gucci’nin eteğinde kullandığı kumaşa imite ettiği ışıltılı saçaklar bize ilham veren detaylardan…

SPOR LÜKS…

Hedefiniz şıklığınızla fark yaratmaksa, günlük giyiminizde farklı detaylar kullanarak farklılık yaratabilirsiniz. Son dönemlerin yükselen trendlerinden olan “SPOR LÜKS” giyim tarzı bu sezon dünya trendsetterların öne çıkardığı trendlerden… 

HAZIRLAYAN VE YAZAN: AYŞENUR DEMİRKAN 

2023/2024 SONBAHAR KIŞ MODA TRENDLERİ

Merhaba Moda; kavurucu sıcaklardan bir anda geçiş yaptığımız, havaların yavaş yavaş serinlemeye başladığı şu günlerde, sezonu sezonda takip edenler için bu sonbahar ve kışın öne çıkan trendlerini derledim.

Dünya moda markaları; bu sezon öyle çok trend yaratmışlar ki, trend içinde trendleri detaylarda yakalayabilmek hatta yeni trendler yaratmak mümkün. Sizlere önerim, öncelikle trendlere bir göz atın, sonra gardrobunuzdaki uygun parçalarınızı kombinleyerek bu sezonun trendlerini yakalayabilirsiniz.

BEYAZ GÖMLEKLER

Herkesin gardrobunda mutlaka bulunması gereken “beyaz gömlek” klişesi bu sezon karşımıza trend olarak çıkıyor. İster maskülen, ister ofis, isterse uçuş uçuş romantik ama bu sezon mutlaka beyaz gömlek giyiyoruz. Kombinlemesi en kolay beyaz gömlekleri istediğiniz tarza uyarlayabilirsiniz.

KURUMSAL TAKIM

Ofise dönmeye hazırmıyız?.. Pandeminin ardından, evde eşofmanla çalışmadan yine hızlı çalışma tempomuza dönmeye başladık. Ofis şıklığı için daha şık, hemde ciddi, hem çekici bir trend bizi bekliyor.. Blazer ceketler, midi etekler yada tam tersi mini etek veya şortla kombinleyerek bu tarzı yakalayabilirsiniz.. Burdaki gizli trendlerden biri de “ince kravat”lar…

EKOSE TAKIMLAR 

Tartan yani ekoseler bu sezonun en öne çıkan trendi. Gardrobunuzda mutlaka ekose bir parça bulunsun. Ancak bu trendi; pantolon/ceket yada pantolon/etek hatta ekose çorap ve ayakkabıyla bütünen ekoseli olarak giyilmesi gerekiyor.

NEW LOOK AKIMI

Christian Dior’un 1947 de ilk Haute Coutre tasarımı olan; belde incelen, kalçaya doğru açılan ceket ile kombinlenen dizlere kadar uzanan volumlü, bol pilini eteği moda da devrim yaratmıştı. Bu sezonun en şık trendi olan hourglass ile dünya tasarımcıları New Look u birbirinden şık tasarımlarla, yeniden yorumluyor ve moda devrimine selam çakıyorlar…

PUANTİYELİ

Tasarımcıların puantiyeleri farklı tasarımlarla giysileri işlemesi, ayrı ayrı detaylardan oluşması, puantiyeleri sıradanlıktan çıkarıp daha özel parçalar haline getiriyor.. Bu trend de “Şıklık detaylarda saklı..” AD

PANTOLON ÜSTÜ ETEK

90lı yıllarda bir süre popüler olan pantolon etek, bu sezon iki ayrı parça olarak üst üste giyilen bir stille karşımıza çıkıyor. Chanel’in biraz daha hintli tarzda, Givenchy daha spor şık tarzda, Fendi ise daha maskulen tarzda yorumlamış. Seçim size kalmış…

SÜPER MİNİ ŞORT

Sabah kalkınca aceleyle eteğini giymeyi unutmuş gibi bir havada ofise gitmek gibi…Ama bir okadar şık, ultra mini, süper mini yada slip mi desek ne desek.. Bu “Şıklık, cesaret ister..” AD

UPUZUN ŞALLAR 

Kışa hazırlık başlasın…Omuzundan yerlere kadar süzülen, bir battaniye gibi saran upuzun şallar geliyor… Şık takımlara ayrı bir hava katan görünümlerle farklı bir tarzın öncüsü olabilirsiniz.

DENİM DENİM

Denimleniyoruz.. Komple denim kombinlemek bu sezon çok moda olacak. Birkaç sezondur varlığını koruyan jeanler daha farklı farklı, modern, şık tasarımlarla vitrinleri süsleyecek.

KUŞ GİBİ

Kendinizi kuş tüyü rahatlığında hissetmek isteyenlere, bu kış özellikle tüylü kabanlar, etekler, elbiselerle yeni olmasa da farklı tasarımlarla yenilenen bir trend olarak karşımıza çıkıyor.

Bu sezon o kadar çok trend var ki, sizler için öne çıkan 10 trendi derlemeye çalıştım. Keyifli bir sezon geçirmeniz dileğiyle… Herzaman söylediğim gibi “Şıklık Çaba İster..” AD

HAZIRLAYAN YAZAN: AYŞENUR DEMİRKAN 

AD DESIGN FOR YOU FREELANCE DESIGN

“SİZİN İÇİN TASARLIYORUM…”

Yurtdışı ve yurtiçinde birçok firmaya proje, koleksiyon bazlı (freelance) tasarım yapıyorum. Yukarıdaki branşlarda bana tasarım siparişi vermek için bana mesaj yada email ile ulaşabilirsiniz. Yaratıcı işlerde buluşalım… Sevgiler…

Ayşenur Demirkan 

ATATÜRK ANAMORFOZ PROJESİ

“Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onunla yükselmektir.” Mustafa Kemal Atatürk

AD SANAT ‘ta ilk sanatsal röportajıma; bu sene Cumhuriyetimizin 98. yılını kutlayacağımız için Ulu Önderimiz Atatürk’e ithafen, Atatürkçü bir Türk genci olarak eseri ilk gördüğüm andan itibaren beni çok heyecanlandıran “Atatürk Anamorfoz Projesi”nin hikayesiyle başlamak istedim. Tek liderimiz Atamızı çok büyük sevgi, saygı, büyük hayranlık ve büyük minnetle anıyorum.

ATATÜRK ANAMORFOZ PROJESİ

Doğal taş sektörümüzün en önemli firmalarından Temmer Marble’ın Yönetim kurulu başkanı Rüstem Çetinkaya, İzmirde düzenlenen mermer fuarında Çek heykeltraş Patrik Prosko’yla işbirliği yaparak harika bir projeye imza attı. Özellikle bizim için çok kıymetli olan ve tabi ki bir dünya lideri olan Atamızın bir sanat eserine dönüşmesi fikri beni inanılmaz etkiledi.

Dünyaca ünlü anamorfoz sanatçısı Patrik Prosko imzalı eserde 93 farklı tema ile Atatürk’ün hayatından izler taşıyan 539 eşya yer alıyor. Anamorfoz üslupta yerleştirilen eşyalarla oluşturulan enstalasyona uzaktan bakıldığında Atatürk’ün portresi görülüyor.

Anamorfoz sanatı ; görme duyusuyla algılanamayan, belirli bir biçime sahip değilmiş gibi görünen çizim, fotoğraf veya nesnelerin özel bir bakış açısından algılanabilir olması anlamına geliyor.”

Napolyon Bonapart’ın dediği gibi “Fırsat olmadan yetenek hiçbirşey değildir.” İşte tam bu noktada sanatçı kadar onun gerçekleşmesini sağlayan destekleyen firmaların yeri çok önemli bence. Temmer Marble’ın iş dünyası ve sanat işbirliklerine örnek teşkil edeceğini düşünüyorum.

Bende hem yaratıcı firmanın sahibi Rüstem Çetinkaya‘yla hem de harika ustalıkla bambaşka bir bakış açısıyla Atatürk Anamorfozunu yapan Çek sanatçı Patrik Prosko‘yla keyifli bir röportaj gerçekleştirdim.

TEMMER MARBLE YÖNETİM KURULU BAŞKANI RÜSTEM ÇETİNKAYA

AD: Rüstem bey iş dünyamızda Mermer sektörünün en önemli firmalarından Temmer’in kurucusu olarak bize kısaca başarı hikayenizden bahseder misiniz?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: 1998 yılında Temmer Mermer’i kurdum ve o günden bu yana Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüterek işimi büyütmeye çalışmanın yanı sıra Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (TİM) Sektörler Konseyi Maden Sektörü Başkanlığını yürüterek ve çeşitli vakıf ile derneklerde görev yaparak sektörüme katkı sunmaya çalışıyorum.

AD: Temmer dünya çapında bir firma hangi ülkelere ve hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: Türkiye’nin en büyük mermer ocaklarından birine sahip olan ve dünyanın en modern teknolojilerinden yararlanarak mermere hayat veren Temmer, 1998 yılında kurulduğundan bu yana Türkiye’de doğal taş sektörünün lider firması olarak yoluna devam ediyor.

İlk yatırımını 1998 yılında Bilecik’te bulunan ve nihayetinde ülkenin en büyük mermer ocaklarından biri haline gelen bej mermer ocağında başlayan Temmer, yıllar içerisinde Türkiye’nin en önemli mermer rezerv alanlarında; Afyon, Eskişehir, Muğla’da ilave altı taş ocağı açtı Yine 1998 yılında Temmer, Afyon’da dünya standartlarında bir üretim tesisi kurarak doğal taş sektöründeki en büyük yatırımı tamamladı.

42.000 m²’lik tesis, 107.000 m²’lik bir arazi üzerinde yer almakta ve dünyada türünün en büyük üçüncü tesisi durumdadır. Tamamen bilgisayarlı makineler ile ultra modern İtalyan teknolojisine sahip olan tesis, Türk makine endüstrisindeki en son gelişmelerle entegre edilmiş durumda olup yeni nesil tam otomatik robot makine teknolojisi ile de plaka büyütme sistemlerinin kullanımında tüm doğal taş firmaları arasında ilk sırada yer alıyor.

Yeni taş ocaklarına yeni yatırımlar başlatmaya devam eden Temmer, Türkiye’deki ocaklarının yüksek üretim oranına ayak uydurmak amacıyla halihazırda tesis kapasitesini de eş zamanlı olarak artırıyor.

Geniş bir ürün yelpazesine sahip olan Temmer, sektöre hem standart hem de özel yapım ürünler sunuyor. Bloklar, levhalar şeklinde mermer üreten Temmer, Birleşik Krallık, Kuzey Amerika, Avrupa, Orta Asya ve Uzak Doğu dahil olmak üzere dünyanın yaklaşık her yerine ihracat yapıyor.

AD: Fuarlar tüm sektörler için çok önemli ancak siz bu sezon sanatla iş dünyasını biraraya getiren bir projeyle büyük bir fark yarattınız. ATATÜRK Anamorfoz’u fikri nasıl ortaya çıktı? Sanatçı Patrik Prosko’yla nasıl bir araya geldiniz? Onu seçmenizin sebebi neydi?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: Pandemide fuarlar eski anlamını yitirmişti. Biz de yeni normale göre pazarlama stratejimizi tekrar ele aldık ve bütçemizi dijital pazarlamaya aktardık. Bir yandan da katılacağımız fuarlara farklı bir şekilde katılmak istedik. Öyle bir şey yapalım ki herkes bizi merak etsin, Temmer bundan sonra ne yapar acaba diye beklenti içinde olsun istedik. İşte burada benim şahsi merakım devreye girdi. Anamorfoza ilgimden dolayı Patrik Prosko’yu takip ediyordum. Zaten dünyada çok az sayıda bu sanatı icra eden var. Prosko’nun bir Nikola Tesla eseri vardı, çok etkilenmiştim. Onun bir konsepti vardı. Dünyaya değer katmış insanların portrelerini yapıyordu. Patrik ile bundan yaklaşık 1,5 yıl önce Bilecik’teki ocağımızda yine bir sanat eserine imza attık. Yeni bir çalışma konusunda kolları sıvadığımızda bana, “Dünyaca en tanınmış Türk kimdir?” diye sordu. Hepimiz istisnasız “Atatürk” dedik. Baktı, araştırdı ve “Ben sanatımda siyasi figürlere yer vermiyorum” dedi. Biz de öncelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün sadece siyasi bir figür olmadığına kendisini ikna ettik ve Anamorfoz Atatürk Projemiz başladı.

AD: Atatürk Anamorfuzu başka hangi ülkelerde sergiliyorsunuz?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: Şu an için ilk olarak ülkemizde İzmir Mermer Fuarı’nda sergiledik. Sonra geçtiğimiz günlerde katıldığımız Verona Mermer Fuarı’na götürdük. Şimdi de İstanbul’da sergilemek üzere hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.

AD: Sizin bireysel ve şirket olarak ileriye dönük hedefleriniz neler?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: Temmer olarak hedefimizde yaptığımız işi daha ileri seviyelere taşıyarak ekonomimize katkı sunmaya devam etmek var. Kişisel olarak da tecrübe ve birikimimi farklı platformlara aktarma hedefim bulunuyor. Bu hedefim doğrultusunda da geçtiğimiz aylarda halen Başkan Yardımcısı görevimi icra ettiğim İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nin (İMİB) yönetim kurulu ve başkanlığı için aday olduğumu açıkladım.

Ayrıca, çeşitli vakıf ve derneklerde görev yaparak sektörümüz ihracatının geliştirilmesini sağlayıcı faaliyetlere ön ayak olmaya devam edeceğim. Gelecek nesil mimar ve mühendislerinin doğal taş konusunda eğitilmelerine hizmet etmek amacı ile üniversitelerde misafir olarak malzeme dersi vermeyi sürdüreceğim.

AD: Sizi tekrar sanata destek veren yeni bir projede görecek miyiz?

RÜSTEM ÇETİNKAYA: Ben oldum olası sanata meraklı bir insanım. Sanatsal yatırımlarımız her zaman oldu, bundan sonra da olacak.

ÇEK HEYKELTRAŞ PATRİK PROSKO

AD: In collaboration with Temmer, you have created a wonderful piece of art. How did you come together with Mr.Rüstem?

(Temmer ile işbirliği yaparak harika bir sanat eseri yarattınız. Rüstem Bey ile nasıl bir araya geldiniz?)

PATRİK PROSKO : İnstagramda elektrikli cihazlardan oluşturduğum Nikola Tesla anamorfik portremi görmüş ve bu sanatsal teknik ile Atatürk’ün portresini oluşturma ihtimalimi önce bir dijital görüşme yaparak konuştuk. Sonrasında Türkiye ziyaretlerimde bir araya geldik ve detaylı olarak görüştük.

AD: Can you tell us about anamorphosis? ( Bize Anaformozdan bahseder misiniz?) 

PATRİK PROSKO: Salvador Dalí bu sanatsal tekniğin öncüsüdür. Güzel sanatlardaki Anamorfoz tekniğinin temeli, seyircinin görüntüyü doğru bütüne birleştirmek için hesaplanmış bir görüş açısından özel araçlar ile bakmasını gerektiren bir sanat biçimidir. Objelerden oluşturulan bir portre gibi, perspektifin çarpık bir tasviridir. “Anamorfoz” kelimesi, yukarı, geri veya tekrar anlamına gelen Yunanca “ana” önekinden ve şekil veya biçim anlamına gelen “morphe” kelimesinden türetilmişti

AD: How did you feel while making your anamorphosis about Atatürk? (Atatürk ile ilgili anamorfozunuzu yaparken neler hissettiniz?)

PATRİK PROSKO: Başta siyasi figürler yaratmaktan hoşlanmadığım için sözleşmeyi reddettim ancak Atatürk’ün mirasını ve Türkiye’de yarattığı reformları incelediğimde bunların siyaset üstü bir değere sahip olduğunu gördüm. Savunduğu modern Türkiye’yi kurmak için kullandığı bu değerler bir Avrupalı olarak benim ile aynı frekansta yankılanıyor. Bu nedenle sanat eserini yapmaya karar verdim.

AD: What materials did you use? (Hangi malzemeleri kullandınız?) 

PATRİK PROSKO: Konseptim, hayatlarına ve miraslarına dokunan şeylerden büyük tarihsel figürlerin portrelerini oluşturmam ve hikayelerini bu şeyler aracılığıyla anlatmam gerçeğine dayanıyor. Enstalasyon, her şeyin doğru görüş açısıyla Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı makamı olarak tasarlandı ve İstanbul’un dört bir yanından temin edilen tam 539 antika objeden üretildi.

AD: How do you design this multidimensional work while putting the pieces together? (Parçaları bir araya getirirken bu çok boyutlu çalışmayı nasıl tasarlıyorsunuz?)

PATRİK PROSKO: Anamorfoz benim bildiğim en karmaşık ve en zorlu sanat tekniğidir. Know-how’ı açıklayamıyorum, ancak kurulum çalışmaları 3 ay sürdü ve oluştururken her zaman aynı anda birkaç temel faktörle uğraşmak zorundayım. Kullandığım objeler onun kişiliğine dokunan özelliğe sahip olmalı, tam bir şekle sahip olmalı, şekil belirli bir renge ve tam boyuta sahip olmalı. Bu dört faktörü bir objede bulduğumda, kurulumdaki sabitlemesini hesaplamam gerekiyor. Böylece bir taşıma sistemi de oluşturuyorum, çünkü kurulumu bir yerden diğerine taşıyabilmem ve işi tekrar tekrar monte edebilmem gerekiyor. Bu sebeple stüdyoda beynimle her zaman büyük bir savaş olur.

AD SANATA KONUK OLDUKLARI İÇİN RÜSTEM ÇETİNKAYA VE PATRİK PROSKO’YA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.

SEVGİLER…
YAZAN VE HAZIRLAYAN: AYŞENUR DEMİRKAN

ALEX VARLIK VE GEORGES HOTEL GALATA

AD MEKAN

Benimle sevdiğim mekanları keşfetmeye var mısınız? Hikayesi olan içinde bir kültür, bir konsept, bir tarzı yansıtan ve baştan aşağı özel olarak tasarlanmış, mimari özellikleriyle dikkat çeken özel mekanları çok seviyorum. Tabi ki en önemlisi o mekana hayat veren “mekanın sahibi” nin başarı yolculuğu ve bu şık konseptleri bize sunana kadar ki aşamaları… Belki de bunlar, oraya başka bir gözle bakabilmemizi sağlayacaktır.

Ben insan ve mekan ilişkisini; birbirini tamamlayan, birinin özelliklerini taşıyan gibi etkileşimlerin yaratıcılığa dönüşerek insanlar üzerinde bu noktada farklı bir çekim gücü oluşturduğunu düşünüyorum.  Bir yere çay içmeye de gitseniz, oranın hikayesini bilmenizin mutlaka orayla bir aidiyet bağı kurmanıza hatta tekrar tekrar gitmek istemenizde büyük etkisi olacaktır.

Yıllardır hem İstanbul’da en çok beğendiğim, gitmekten keyif aldığım mekanları hem de yeni yerler keşfetmenizi sağlayacak dünyadaki farklı mekanları, onların kurucularını, yaratıcılarını veya işletmecilerinin hikayeleriyle birlikte sizlerle buluşturacağım.

Şimdi sizleri İstanbul’da küçük bir yolculuğa çıkaracağım ve sizleri gerçek bir Fransız arkadaşımla tanıştıracağım.. Hadi başlayalım o zaman…

Alex Varlık ve Georges Hotel Galata

İstanbul’un sofistike semti Galata’nın tasarım kokan Serdar-ı Ekrem sokağının taşlı yollarında yürürken karşınıza aniden küçük bir Fransız butik oteli çıkıyor. Georges Hotel’in kapısındaki keyifli sandalyeleriyle mini kafesi gözünüze çarpıyor. Camlı bölmelerden içeri baktığınızda ise tam anlamıyla Fransız etkilerinin ağırlıklı olduğu şık lobisi sizi davetkar bir şekilde içeriye çekiyor. Merak uyandıran havasıyla otelin en üst katına çıktığınızda ise eşsiz boğaz manzaralı şık restoranı sizleri bekliyor.

Georges Hotel Galata’nın kurucusu Alexandre Varlık ‘ın bu ilk şahane mekanı değil, onun girişimcilik yolculuğunu dinlerken muazzam bir hayat öyküsüne de tanıklık edeceksiniz. Onu tanıyanlar biliyor belki ama ben sizi onunla daha yakından tanıştırmak istedim ve harika bir röportaj yaptık.

AD: Sevgili Alex; Pariste başlayıp İstanbulda devam eden harika başarı yolculuğunu bize anlatır mısın?

ALEX VARLIK – UTKU VARLIK

ALEX: Paris’in merkezinde, Eyfel Kulesi’nin yanında doğup büyüdüm. Babam ünlü Türk Ressamı UTKU VARLIK.

Ailesi Selanikli ve Türk köklerimden gurur duyuyorum. Annemin ailesi Fransa’nın merkezindeki Aveyron’dan ve Paris’te bazı kafe ve restoranların sahibiydiler. Katolik bir liseye gittim ve ardından Avrupa’nın en iyi Roma hukuku üniversitesi olan Pantheon-Assas Üniversitesi’ne katıldım. İş ve vergi hukuku alanında Paris barosu avukatı olarak mezun oldum. 2006 yılında Paris’teki hayatımı bırakıp İstanbul’a gelmeye karar verdim. Bu şimdiye kadar aldığım en iyi karar.

AD: Radikal bir kararla avukatlığı bırakıp girişimciliğe nasıl geçiş yaptın?

ALEX:  Babamın Selanikli ailesi çok ünlü hukukçulardı. Büyük büyük babam Ali Rıza Bey prestijli bir avukattı ve büyük halam Mediha Varlık da öyleydi. Ailemin yolundan yürümek zorunda kaldım. Mezun olur olmaz kendi yoluma odaklanmaya karar verdim ve İstanbul’a taşındım.

İlk olarak İstanbul Balmumcu’da Cerrahoğlu hukuk bürosunda başladım. Daha sonra Maçka’da emlak ofisi sahibi olan arkadaşım Çiğdem Selkesen ile Butik Emlak’a katıldım ve orda Türkçe öğrendim. Aslında emlak Türkçesi :)) Ve İstanbul’u keşfettim. Çok iyiydi ve ilginç insanlarla tanıştım.

2007 Haziranda The House Cafe markasının sahiplerinden Ferit Baltacıoğluyla tanıştım. Diğer ortakları; Ramazan Üren ve Canan Özdemirle birlikte The House Apart’ı kurmaya karar verdik. Oldukça yenilikçi bir konaklama konseptini başlattık. İstanbul’un her yerine kısa süreli kiralama sistemini getirdik. Yönetici ortağı olarak başladığım bu ilk girişimi kurmak için gece gündüz çalıştım. O kadar iyi gitti ki 2009 da özel sermaye şirketi olmayı başardık. Gelen parayla da THE HOUSE HOTEL adında yepyeni bir lüks butik otel konseptinin 3 lokasyonunu açmayı başardık. ( Çukurcuma, Nişantaşı ve Ortaköy ) Çok şey öğrendiğim harika yıllardı.

AD: İstanbul’un kalbinde Galata da Georges Hotel hikayen nasıl başladı?  

ALEX: 2011 yılında The House Hotel grubunun Ceo’su / Yönetici Ortağı olarak görevimden ayrıldım. The House Hotel’de ortak olarak kalırken, Profilo Holding’in sahibi ünlü Türk işadamı Jak Kamhi’nin oğlu olan çok yakın arkadaşım Kerim Kamhi ile tamamen bağımsız bir şirket kurmaya karar verdim. GEORGES HOTEL GALATA’yı (www.GEORGES.com) birlikte yarattık, inşa ettik, tasarladık ve hemen büyük bir başarı elde ettik.

AD: Georges’in ana konsepti nedir? Özellikle; özel işçilikle yapılmış tasarım detaylarından bahseder misin?

ALEX: Georges, İstanbul’da Fransız dokunuşlu ilk ve tek lüks butik oteldir ve İstanbul’da bir dönüm noktası haline gelmiştir. Fransız ve Türk köklerimizi karıştırarak çok yüksek düzeyde hizmetlerle birlikte çok geleneksel uşak hizmetlerini uygulayarak çok lüks bir konukseverlik oluşturmaya karar verdik.
Kerim Kamhi ve ben GEORGES’i tamamen ilhamlarımızdan, anılarımızdan, aile geleneklerimizden, referanslarımızdan yararlanarak tasarladık ve yarattık. Türk yerel ustaları ve malzemeleri kullanarak oteli Ekim 2011’de açmayı başardık.
Georges bir sanat eseri ve Fransız amcam Georges’un adını taşıyan bu konsepte çok duygusal olarak bağlıyım. Kategorimizde dünyanın en prestijli misafirperverlik ve iç tasarım ödüllerinin çoğunu kazandık. 2021 yılında çok ünlü WALLPAPER MAGAZINE dünyasının “BEST BUSINESS HOTEL” ödülünü kazanan tek Türk oteliyiz. Aynı zamanda TRAVEL+ LEISURE ‘dan hem HOT hem de GOLD ödüllerini kazandık. MONOCLE, WALLPAPAER MAGAZINE VE LVMH gezi rehberlerinde listeleniyoruz. Gerçekten Türkiye’nin lüks otelcilik kuruluşlarından biriyiz ve bununla gurur duyuyoruz.

AD: Mesela ben Georges’da konaklamak istesem bana hangi odayı tavsiye edersin? Kişiye özel konfor alanı sağlama konusunda nasıl hizmet veriyorsunuz?

ALEX: Doğrudan Boğaz’a bakan ve 13 m2 balkona sahip 35 m2 deniz manzaralı DELUXE DENİZ MANZARALI odamızı tavsiye ederdim. Bu oda, İstanbul’da çok özel bir oda tipidir.

Çok yüksek düzeyde ağırlama hizmetlerimiz ve uşak konsiyerimiz var. Son 3 buçuk yıldır genel müdürümüz Fulya Ulusoy, misafirlerimize dünyada gerçekten çok az işletmenin sağlayabileceği çok eşsiz bir deneyim sunuyor.

AD: Muhteşem İstanbul manzaralı Rooftop restaurant ve bar bölümüne gelen misafirleri neler bekliyor?

ALEX: Restoranımız 24 ve boğaza bakan çatı terasımız, İstanbul’a gelen birçok turist için gerçek bir mola noktasıdır. Panorama kesinlikle olağanüstü ve ilk İstanbul köprüsünden tarihi yarımadaya kadar uzanıyor. Çatı katı doğrudan Topkapı sarayına ve Ayasofya’ya bakıyor.  Çatı katımız dünyanın en iyi 4 çatı restoranı arasında listelenmiştir.

AD: GEORGES’e neden gelmeliyiz?

ALEX: Georges’a gelirsin,z çünkü İstanbulda benzersiz bir deneyim sunuyoruz. Son 10 yıldır yüksek konukseverlik standartlarımızı aynı seviyede tutuyoruz. Galata sokaklarında gizliyiz sadece keşfedenlerer ayrılmış gizli bir cevheriz. Georges; gerçek ve klasik lüks denilen şeydir.

 AD: Bundan sonraki hedeflerin neler? Başka bir konsept mekan yada otel açmayı düşünüyor musun?

ALEX : Dünyada başka lokasyonlarda açmayı düşünüyoruz. Miami harika bir ilk girişim olurdu. İnşallah 2-3 sene sonra olur :))

AD: Son olarak bana Fransızca birşey söyler misin?

ALEX: Merci beaucoup Ayşenur, pour ce reportage. Bises. (Bu röportaj için Ayşenur, çok teşekkür ederim. Öpücükler.)

 AD: Merci :))

Sevgili Alex’e bu keyifli, güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Bir sonraki AD mekan yolculuğumda görüşmek dileğiyle beni sevenlere sevgiler… ♥

AYŞENUR DEMİRKAN

DİOR MADALYON SANDALYE TASARIMLARI

Bir mobilya fuarını (Contemporary) çağdaş sanat fuarına dönüştüren harika Dior madalyon sandalyelerinin büyüleyici yolculuğuna çıkıyoruz.

Dior; geçtiğimiz haftalarda Milano mobilya fuarı için 17 uluslararası tasarımcıyla birlikte, Dior ile bütünleşen madalyon sandalye tasarımlarına geleneksellikten uzaklaşıp bana göre biraz Arts and Crafts sanat akımına gönderme yapacak türde yeni bir yorum getirdi.

Hem sanatsal hem de dekoratif madalyon sandalye tasarımlarının hepsinin ayrı bir hikayesi var. Dior’un ikonik XVI. Louis tarzı madalyon sandalyelerini en çarpıcı tasarımlarına aralarından seçtiğim 5 tasarımcının hikayesiyle birlikte bütün tasarımlara birlikte bir göz atalım. 

SALON DEL MOBİLE

Dior’un kurucusu tarafından, defilelerini izleyenler için xvı. Louis dönemi tarzı oval çemberin üzerine kaplanmış gösterişli kumaşlardan hazırlanan klasik madalyon sandalye tasarımının ana fikrinden yola çıkarak, günümüze uyarlanmasının, eşsiz sanatsal eserlerine dönüşmesine şahitlik ediyoruz. 

 

PİERRE YOVANOVİTCH

Sanat ve tasarımda yaptığı eserlerle tanınan ünlü Fransız iç mimar Pierre Yovanovitch; Dior için tasarladığı madalyon sandalyelerini 1920’lerin neo-klasik hareketi İsveçli Grace’den ilham alarak tasarladı. Dior’un logolu baskısını esas alarak ve doğanın kromatik renklerini kullanarak “isyankar ve çağdaş” madalyon sandalyelerini sanat eserlerine dönüştürdü.

LİNDE FREYA TANGELDER

Hollandalı sanatçı ve tasarımcı Linde Freya Tangelder kendi sanata bakışını; “Güzellik günlük hayatta, bitmemiş olanlarda, hayatın rastgeleliğinde bulunabilir” olarak tanımlıyor.

Dior için yaptığı madalyon sandalye tasarımlarında ise daha heykelsi bir görünümle alüminyum malzemeden, üç ayaklı ve oval forma sadık kalarak yeniden yorumladı. Christian Dior’un sevdiği ikonik bir renk olan gri renkte tasarladığı sandalyeleri “en pratik ve zarif” renk tonu olarak tanımladı. El işçiliğinin öne çıktığı, minimalist hatlara gönderme yapan üslubuyla harika bir tasarım ortaya çıkardı.

PİERRE CHARPİN

Fransız sanatçı Pierre Charpin sanata bakışını; “Var olanla henüz var olmayan arasında belirsiz bir yer işgal etmek” olarak tanımlıyor. Dior’un madalyon sandalyelerini, Dior’un haute coutre silüet çizgilerinden yola çıkarak ortaya koyduğu çelikten klasik dört ayaklı, oval sırt ve oval koltuk hattı olarak tasarladı. Burada daha çok sanatsal bir anlatımı yansıyor. Klasik bir madalyon sandalyenin ana hatlarının Dior’un silüetlerine bir gönderme de diyebiliriz. Charpin’nin kendi söylemiyle “bakılmadan önce kendine (bak)”  moda ve kimliğin bir tür inşasını bizlere gösteriyor.

JOY DE ROHAN CHABOT 

Fransız sanatçı, ressam ve aynı zamanda heykeltıraş olan Joy De Rohan Chabot doğayla dekoratif sanatları bütünleştiriyor. Ormanın kenarında çalıların gölgesinde çocukluk hayallerinden yola çıkıyor. Dior’un madalyon sandalyelerini tasarlarken; Christian Dior’a ve onun ömür boyu çiçeklere olan tutkusunu en şık biçimde yansıtacak şekilde; bronz, ahşap, demir kullanarak narin yapraklarla bezediği sırt ve oturma yeriyle gösterişli romantik etkili bir sanat eserine dönüştürüyor.

 

 

INDIA MAHDAVI

Mimar ve tasarımcı olan, İran-Mısır kökenli Fransız İndia Mahdavi sanata “çok renkli ve çok dilli” bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Dior sandalyelerini yeniden yorumlarken Keşmir’den gelen Hint zanaat teknikleriyle yapılan muhteşem nakışlar üzerinde her seferinde farklı renkli desenler geliştirmek için yün kroşe tekniğini tercih ediyor. Onun tasarımlara yansıttığı bu klasizim ve füzyon etkisi, harika 5 sandalyeye dönüşüyor. Dior için tasarladığı madalyon sandalye tasarımlarını “bireyselliklerine rağmen birleşik bir kabile” olarak tanımlıyor.

 

VE DİĞER BÜTÜN DİOR MADALYON SANDALYE TASARIMLARI…

 

YAZAN VE HAZIRLAYAN: AYŞENUR DEMİRKAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2021/2022 SONBAHAR KIŞ MODA TRENDLERİ

MODA BEKLEMEZ…

Pandemi’nin yarattığı bütün olumsuzluklara rağmen azimle yaratıcılığı sonuna kadar devam ettiren moda sektörünü ayakta alkışlıyoruz. Ne günlerdi ama dedirtecek türden bir zamandan geçiyoruz. Küresel ısınmanın olumsuz etkileri, ani hava değişimleri bu yaz bizi epeyce sarstı. Yangınlar, fırtınalar, seller derken Eylül, omuzlarımızda hissetmeye başladığımız serinliğiyle geldi ve sonbahara hızlı bir geçiş yaptık.

Değişime hazır mısınız?.. Fütüristler, sürrealistler, minimalistler bu sezonu seveceksiniz. Gündemde ne yaşıyorsak hepsi trend olarak giysilerimize yansıyacak. Bunu bir yıl önceden ön gören trend yaratıcıları ve dahi tasarımcıların sihirli dokunuşlarıyla bize harika koleksiyonlar sundular.

Bu sezon MARS’a gitmeye var mısınız? Yoksa siz kara kışa mı hazırlanıyorsunuz? Kürk paltolar, örmeler, devasa fütürist montlar ve daha birçok farklı tasarım bizi bekliyor. Kartları hazırlayın bu sezon alınacak çok şey var. Hadi o zaman sizin için seçtiklerimi hemen anlatmaya başlıyorum.

GELECEĞE DÖNÜŞ MARS

NASA’nın Perseverance keşif aracının Şubatta Mars’a iniş yapması ve ordan görüntüler yayınlamasıyla birlikte tabiki moda buna hemen kanalize olup kendi trendini ortaya koydu. Sezonun en iddalı teması kesinlikle bu diyebiliriz. Biraz sürreal, biraz fütürist izler taşıyan tasarımları, ne yapacağı belli olmayan hava şartlarında günlük hayata adapte etmemiz hiç zor olmayacak gibi görünüyor. Uzay üssündeymiş gibi, bol doreli, lameli giysiler için dolaplarınızda yer açın. Geleceğe dönüş başlıyor…

ŞEFFAF SİLÜETLER

Birkaç sezondur özellikle bahar koleksiyonlarında görmeye başladığımız transparan etki, bu sezonda karşımıza farklı tasarımlarla çıkıyor. Tülün tenle temasının görsel çekiciliği bizi etkisi altına almaya devam edecek. 

MİNİ MİNİLER

Sıra benim en sevdiğim trende geldi. Mini elbise ve etek bu sezonun tam benlik trendi 🙂 Göz alıcı renklerden oluşan minilerle farklı kombinler yaratabilir, hem çok şık hemde çok çekici bir görünüm elde edebilirsiniz.

PARLA IŞILDA

Hadi evde geçen zamanın acısını çıkaralım ve dışarda göz kamaştırarak gezmeye başlayalım. Artık en gösterişli ışıl ışıl elbiseler, pullu, payetli, taşlı, doreler, lamelerle, gece veya gündüz istediğiniz saatte bir parti havasında caddelerde salına salına yürümenin zamanı geldi. Ben yine de uzun tek parça elbiseleri gündüz buluşmalarında daha elegant bir görünüm için, sade bir kruvaze ceketle kombinlemenizi tavsiye ediyorum.

KÜRKLER

Havaların erken serinlemesinden anlaşılıyor ki önümüzde çok sert bir kış bizi bekliyor. Bunu ön gören dahi trendsetterlar ve tasarımcılar bu kışa gösterişli uzun kürkler ve kürklü paltolar tasarladılar. Tabi ki emitasyon malzemeden yapılan kürkleri destekliyoruz. (Gerçek kürk için hayvanların katledilmesini asla onaylamıyoruz.) 

KAYAK ZAMANI

Hadi biraz snowboard yapalım ozaman. Karlar yağmadan kayak tulumlarınızı hazırlayın. Bu kış yoğun kar yağarsa sanırım ofise giderken en kullanışlı kombinimiz olabilir. Herşey moda için giyiniz efenim…

ÖRMELER

Soğuyan havaların vazgeçilmezi sıcacık tutan örme kazaklar, yerlere kadar uzanan elbiseler, battaniye gibi sarınan şallar, ceketler, tunikler, şapkalar ve dahası.. Örebildiğiniz kadar örün.. Bu kış üst üste giyebileceğiniz bir örme modasıyla karşı karşıyayız.

TAKIMLAR

Maskulen tarzın vazgeçilmezi ceket-pantolon yada ceket-etek tarzı takımlar bu sezon ofisten günlük hayatımızda geçen bir trend olarak karşımıza çıkıyor. Baştan aşağı aynı renkte bir kombinle giymek esas alınıyor. 

JEAN TONİK

Jeanlerin yükselişi… Bu sezon denim kot tasarımları, her tarza uygun stillerle karşımıza çıkıyor. İster cool tulumlar, gömlek-pantrolon, ceket-etek, ceket-pantolon gibi birebir kombinlerle giyilebildiği gibi, tek parça tulum yada elbise olarakta jeanleri giyebilirsiniz. Gardrobunuza kendi tarzınıza uygun mutlaka bir jean tonik almayı unutmayın.

RENGARENK

Rengimizi belli ediyoruz. Kışın kasvetli tonlarına meydan okuyan rengarenk elbiseler, takımlar, aksesuarlar, paltolar ve birbirinden güzel capcanlı tasarımlar bu sezon vitrinleri renklendirecek. Sizde bu trendin bir parçası olmak istiyorsanız renkli bir parçayla tarzınızı renklendirin. 

YAZAN VE HAZIRLAYAN: AYŞENUR DEMİRKAN

AD’NİN DÜNYASI

Merhaba Dünya;

Beni tanımaya var mısın?… 9 Eylül doğum günüm.. Bu sene biraz kendimden bahsetmek istiyorum.. Hadi gel çocukluğuma inelim biraz..
Arkadaşlarım ve ailem Ayşe derler bana… Genelde kendimi anlatmayı pek sevmem.. Sır gibiyimdir, kimse benim anlattığım kadarı dışında
benim hakkımda hiçbir şey bilmez.. Ama bu sene bir tatlılık yapalım…
Hayatımdan, çocukluğumdan birkaç anektod beni sevenlere, beni merak edenlere gelsin…
Bende çocuktum…
Hayatım boyunca kendi kurallarım içinde yaşayan biriydim.. Her zaman bir asistanım vardı. İlkokulda çantamı komşularımızın çocukları taşırdı:)
Çanta taşımayı hiç sevmezdim. Çok ağır gelirdi, taşıyamazdım. Ablalar, abiler bana yardım ederdi. Hâlâ çanta (alışveriş torbaları vs.) taşımayı pek sevmem..
İlkokulu bitirdiğimde “Ben artık büyüdüm diyip” sokakta oyun oynamayı bıraktım. Arkadaşlarım dışarda oyun oynarken pencereden onları izliyordum.
Tabi ki daha küçük yaşlarda sokakta oyun oynamayı çok severdim. Ama hep biraz farklıydım sanki.. Kırmızı mini bir şortum vardı onu giyer sonra gizlice
annemin topuklu ayakkabılarını alır, sokakta kocaman ayakabılarla yürümeye çalışırdım. (Annem balkondan “çabuk eve” diyene kadar..)
Barbielerim, bebeklerim hep benimleydi. Hatta üniversitedeyken gece oyuncak tavşanımla uyurdum. Barbielerle oynaya oynaya sonunda bende Barbie oldum galiba 🙂 🐰👸🏼💖
Çok zayıf bir kız çocuğuydum ve annem kilo almam için beni doktora götürürdü. Belkide oyüzden doktora gitmeyi hiç sevmem. Çok mızmızdım çok yemek seçerdim.
Şuan daha iyiyim ama hâlâ sevmediğim birşeyi kimse asla yediremez bana. (Kereviz aslaaaaa)
3 yaşımda bir şeyler çizmeye başlamışım. İnsan figürleri çiziyormuşum. Hikayeler çizdiğimi hatırlıyorum. Sonra bu silüetlere ve onlara giydirdiğim kıyafetlere dönüştü.
Yurtdışından gelen moda dergilerine bakar onlar gibi çizmeye çalışırdım. Evdeki kumaşlardan bebeklerime elbise dikerdim. Tasarım dünyam böyle başladı diyebilirim.
Eğitim hayatım boyunca çok inektim. 🤓 Derslerim konusunda hep çalışkandım. Hayatım; her okuduğum okulda; orta, lise, üniversite arkadaşlarıma kopya vermekle, ödevlerini yapmakla geçti. Ama ben bilgi paylaşmayı hep seviyorum. Onlarda bence, benden kopya çekerken bir şekilde öğreniyorlardı herhalde. Üniversitede de ödevlerine yardım ettiğim birçok arkadaşıma faydam olduğunu düşünüyorum. Okulu bitirip meslek sahibi oldular. Umarım onlara yaptığım iyilikleri unutmazlar…
Matematiğim hep kötüydü sevemedim. Ortaokulda matematik öğretmenim bayan Topesto vardı gerçek adını hatırlamıyorum. Bütün öğretmenlerimin karikatürünü çizer onlara lakap takardım 🙂 Beni tahtaya kaldırmasın diye dua ederdim bütün derslerde, stresten bayılacak gibi olurdum.
Buna rağmen eğitim hayatım ödüllerle geçti. Tasarım yarışmaları ödülleri, mezuniyet ödülleri, çizim ve resim yeteneğim ve tabiki yaratıcılığım ( kendimi öveyim biraz 🙂 katıldığım yarışmalarda bana ödüller kazandırdı. Bunlar beni hiçbir zaman şımartmadı.
Bugüne kadar hem yeteneğimle, başarılarımla hemde bir kadın olarak herzaman harika iltifatlar, övgüler, jestler aldım ve sadece beni gülümsettiği için kendi içimde mutlu oldum ne bunlarla övündüm ne de şımardım. Birgün şımartılmak istiyorum nasıl bir duygu acaba?.. 🤔
Beni ben yapan yapan şeylerden biri de bu sanırım sahip olduklarımla övünmemek, mütevazi olmak! İşte bu benim… Sanırım bununla gurur duyabilirim..
Neden AD ?…
Newyorklu bir arkadaşım bana her e-mailinde “Hi, AD” yazıyordu. ( E-mail atıyordu evet niye mesaj atmıyordu onu bilmiyorum) bende kendi markamı yaratırken bunu kullanmaya karar verdim..

İŞTE AD;

Sarışın,
Sade,
Kendi kurallarımda,
Bazen cool,
Kimine ulaşılmaz, tavizsiz,
Sevdiğime çooook ❤,
Sevmediğime Buuuuz,
Masumların iyilik meleği,
Yardımsever, dürüst, sadık
Beni sevene MELEK
Beni üzene CADI
YALANdan Nefret Ederim!
Hayatıma girmek ZOR
AZ İNSAN ÇOK MUTLULUK…
DAHASI MI?… Sadece hayatıma aldıklarım bilebilir beni, bilmesini istediğim kadar, böylesi daha güzel..
Ey hayat;
Benim yılmayan gücüme
Bence sende hayransın..
Artık mutlu olmamın zamanı geldi..
Yeni yaşım hoşgeldin…💖👑
Sağlık, aşk, mutluluk, bol kazanç, bereket, şans getir.. 🙏🏼
Beni çok sev…
Çünkü ben buna değerim…
Ayşenur Demirkan

MERHABA DÜNYA

Merhaba Dünya 💙

Ey Doğa !!..

Ey Doğa; son günlerde bize birşeyler anlatmak istiyor gibisin.. İnsanoğluna çok kızgınsın sanki. Tüm Dünyada canın nereyi istiyorsa alev alev yakıyorsun.
Başka yerlerde yağmurları sellere, taşkınlara dönüştürerek kendi kendini tarumar ediyorsun. Meteorlar düşürüyor, depremlerle sallıyorsun heryeri artık
sadece korkutmak değil herşeyi yok etmek ister gibisin… Bunu bizi cezalandırmak için mi yapıyorsun?? Sadece insanları değil, hayvanları, tüm canlıları, bütün
ekosistemi yok etmeyi göze almış gibisin… Ve dahası işte ben o dahasından çok endişeliyim…
Bir Çağ Yangını Bu
Bütün Dünya Günahkâr!..
Bir çağ yangını izledik ve gerçekten bütün dünya günahkâr…
Kimi insanlar kendi çıkarları için, kimi hainlikleri düşmanlıkları için, yaşadığımız cennet güzellikleri mahvetmeye devam ettikçe, dünyanın düzeni küresel ısınmayla
birlikte tamamen değişecek. İnsanların doğayı hunharca katletmesine, kirletmesine, ağaçları ormanları kendi çıkarları için yok etmesine yüce doğa ana da dayanamamış
olmalı ki bizlere yeter artık diyor ve eşsiz gücünü bizlere en üzücü yoluyla gösteriyor.
Kimilerine göre bütün bu olanlar küresel ısınmanın getirisi olsada, ben hâlâ yangınların başlama sebebinin bir doğa olayı değilde vatan hainlerinin çıkarmış olabileceğini düşünüyorum.
2021 yılındayız ama hâlâ yangına müdahelede çok acemiyiz. Teknolojimiz ileride zihniyetler çok geride.. Canımız milletimiz yangınların başlangıcında kendi çabalarıyla söndürmeye çalıştı.
Siyasi iktidar ve mühalefetin birbiriyle didişmesinden okadar sıkıldım ki.. Hiçbir işin zamanında yapılamamasının ana sebebi bu gereksiz iktidar çatışması!! Ormanlarımız, cennet vatanımız
ülke yandı onlar hâlâ kavga da.. Bundan ders çıkarttılar mı?? Bir sonraki afet için hazırlanmaya başladılar mı?? (Hiç sanmasamda umudum var hâlâ..)
Şuana kadar yangınlarla ve sellerle mücadele ediyoruz. Peki yarın? Bizi ne bekliyor bilmiyoruz. Önümüz sonbahar ve kış. Kesinlikle ilgili kurumların doğal afetlere karşı özel birimlerle
çalışmalar yapmalı, kışın olabilecek felaketlere karşı önlemler şimdiden alınmalı diye düşünüyorum.
  • Bütün doğal afetlerde canla başla çalışan ekiplere vatandaşlarımıza minnet ve saygıyla..
  • Bütün doğal afetlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza ve bütün doğa canlılarına Allah’tan rahmet diliyorum.. 🙏🏼

YENİ DÜNYA EVRİLİYOR…

Dünya kendini yeni bir düzene evriyor. Yani yerküre kendini yenileme dönemine girmiş olabilir. Kabuk değiştiriyor belkide… Bütün bu doğa olayları evrensel bir geçiş sürecininde habercisi olabilir.
Tarihte bu tür büyük doğa olaylarından sonra ya yeni bir din gelir yada yeni bir çağ’a geçilir. Dinozorların yok olması gibi belki de bir tür yok olabilir. Kıtalar değişebilir, yeni canlılar ortaya çıkabilir,
iklimsel daha büyük değişimler felaketler olabilir. Tarihte evrimsel süreçte yaşananların bazılarıyla karşı karşıya kalabiliriz. Tabi bunu bilimadamları daha net öngörebilirler. Toplumun bu konularda
bilgilendirilmesi gerekir. Görebileceklerimize hazırlamalıyız kendimizi…
Bu aynı zamanda insanoğlunun da evrileceğini gösteriyor. Neye benzeyeceğiz acaba.. Bundan sonraki süreçte doğa üstü olaylara da hazırlıklı olmalıyız bence. Artık gökten uçan başka canlılar mı
gelir daha ne gelebilir başımıza bunu zaman gösterecek.
Geliyor Gelmekte Olan Hazırlan Ey İnsan…
Ey Yeni Dünya;
Belli ki küllerinden doğacaksın yeniden ama yok etmeden gel ki sana alışalım…
Ayşenur Demirkan